Balıkesir 100.YIL Teknik ve Endüstri Meslek Lisesi Resmi Web Sitesi


Öğrenciler İçin
...::: 100.YIL :::...

Veliler İçin
...::: 100.YIL :::...

Öğretmenler İçin
...::: 100.YIL :::...

SAĞLIKLI İLETİŞİM KURMAK

İletişim; Duyguların,düşüncelerin, tutumların, tavırların, haber ve mesajların bir kişi, bir grup ya da bir kurum tarafından bir kişi, bir grup ya da bir kuruma karşılıklı olarak iletilmesidir. 

Bir başka iletişim tanımı da şu şekildedir : Bireyleri etkilemek yada saptanmış bir amacı gerçekleştirmek için bilgi sağlamak ve bu bilgilerin, duyguların; ihtiyaçların, niyetlerin, düşüncelerin... vb. yazı, işaret, konuşma,hatta mimik ve hareket aracılığı ile sesli yada sessiz olarak aktarıldığı bir süreçtir.

KAYNAK : Başkası ile paylaşılacak bir fikre sahip olan kimse 
MESAJ : Bir iletişim sürecinde iletişime esas olan haber ya da bilgi 
KANAL : Mesajın alıcıya iletilmesini sağlayan araç ve yöntem. 
ALICI : Kaynaktan gelen mesajın iletici araç ve yöntemleri takip ederek ulaştığı kişidir. 
DÖNÜT : Kaynaktan gelen mesaja alıcının gösterdiği tepkinin tekrar kaynağa ulaşması sürecidir. Eğer dönüt sağlanamıyorsa iletişim tek yönlüdür.

İletişim bağlantısını oluşturabilmek kazanılmış bir davranış ve beceri ürünüdür. Aynı şekilde, bir araya gelip de, zaman içinde tozu dumana katarak birbirleriyle öfkeli bir mücadeleye girebilmek de kazanılmış bir davranış ve becerinin ürünüdür. 
Bu anlamda kişiler ya iletişimi yada iletişimsizliği becerirler. Bu beceriyi anlayıp, nasıl oluştuğunu görebilirsek, iletişim olarak tanımladığımız o son derece temel süreci kavramış oluruz. 
Öncelikle, "İletişimin Düşünsel Altyapısını" inceleyelim.

İLETİŞİMİN DÜŞÜNSEL ALT YAPISI 
Sağlıklı bir iletişimin oluşabilmesi, iletişime ilişkin "gerçekçi" düşünce alışkanlıkları geliştirmeye bağlıdır.Öncelikle burada sözü edilen"Gerçekçilik" kavramından neyin kastedildiği üzerinde durmakta yarar vardır.Çevre ile ilişkilerimizde, en somut anlamda bağlantılarımızı, duyularımız aracılığı ile yaparız . 
Çevreyi, ilk elde dokunarak, görerek, koklayarak ve tadarak algılarız. Bu ilk algı temaslarından alınan veriler beynimize iletilir ve daha önceki yaşantılarla kıyaslanarak bir anlama oturtulur. 
Bu aşamadaki süreç son derece önemlidir; çünkü, zihin gözümüzün resim dili, yani hayâl gücümüz bu aşamada devreye girer. Hayâl gücümüzün de duyuları vardır. Orada da, çevreyle ilgili canlandırdığımız resimlerde koklar, dokunur, görür, tadar ve işitiriz. 
İşte "gerçekçiliğin" tanımı buradadır : 
Dış çevrenin, hayal gücümüzde algılanışıyla, gerçekte, duyularımızla algılanışı birbirine ne kadar benzer yada örtüşük ise, o oranda gerçekçi değerlendirme yapılabilecektir. 


İletişimle ilgili davranışlarımızı 4 başlık altında inceleyebiliriz. 

  1. Düşündüğümüz Gibi Davranırız 
  2. Açı Farklılıkları 
  3. İhtimalli Düşünme 
  4. "Yapanı" değil, "Yapılanı" Değerlendirme

Şimdi, sırasıyla bu davranışları inceleyelim.

1- Düşündüğümüz Gibi Davranırız 
Sağlıklı iletişimde bulunabilmek için kişilerin davranış ve duygusal tepkilerinin, düşünceleri, inanış biçimleri, olaylarla ilgili geliştirmiş oldukları bakış açılarının ürünleri olduğu düşünce biçimini kabullenmiş olmak önemli bir ön şarttır. 
Böyle bir kabullenmeye yanaşılmadığı taktirde, karşımızdaki kişinin davranış ve duygularını değiştirme gücünü kendimizde görecek ve benzer olarak, kendi duygu ve davranışlarımızdaki değişimi de karşımızdaki kişinin bize gönderdiği mesajlarda arayacağız. 
Kendi duygularının nedenlerini, kendi içlerinde değil de, karşısındaki kişinin yaptıklarında arayan iki insanın zaten iletişim sürecini başlatıp yürütebilmeleri mümkün olmayacaktır. Olsa olsa, birbirlerini karşılıklı etkilemeye çalışabileceklerdir (etkileşim). 
Kişi A : Geçen gün beni görüp selam vermedin. Beni çok kırdın. Senin için bu kadar önemsiz olduğumu bilmiyordum. 
Kişi B : Çok özür dilerim. Bilerek olmadı valla. Seni kırmak ister miyim ? Sen tabiî ki beni için çok önemlisin. 
Kişi A : Beni rahatlattın. 
Yukarıdaki konuşma, iletişim değil, etkileşim örneğidir. A, B'yi, kırgınlık duygusundan sorumlu tutmaktadır. Oysa, açıktır ki, A, B'nin ona bir gün selam vermeyişine "kendisini önemsemediği" anlamını yakıştırarak, kırgınlık duygusunu kendi kafasında üretmiştir. Hal böyle iken B'yi duygusundan sorumlu tutmakta ve B'de bunu kabullenmektedir. Yani, o da kendisinde A'yı kırma gücünü görmektedir.Öyle gördüğü için de, A'yı rahatlatmak için, onun kendisi için çok önemli biri olduğunu söyler. 
Bu iki kişi açık iletişimde bulunduklarını sanabilirler. Ancak, yanılırlar. Evet, konuşmuşlardır. Ancak konuşmalarının ortaya çıkardığı temel olgu, birbirlerinin davranışlarını etkilediklerine inanıyor olmalarıdır. Her biri, kendi duygusunun seyrinin, karşısındakinin davranışlarına şartlanmış olduğuna inanmıştır. 
Bu inanıştaki insanlar, iletişim yerine, her zaman etkileşim süreciyle sınırlı kalırlar.

2- Açı Farklılıkları 
Gerçekçi iletişimde, bir olayın tümünün anlaşılması için, o olayla ilgili olan tüm açıların anlaşılmasının önemine inanılır. Her hangi bir açının "mutlak doğru" olamayacağı, sadece ve sadece "göreceli bir doğru olduğu" var sayılır. Bu varsayım temelde, insanlar arası ilişkiler dünyasının tartışma götürmez tek "mutlak doğrunun" sınırsız farklılıklardan oluştuğu inanışına dayanır. 
Bu nedenle, gerçekçi iletişimi benimsemiş bir kişinin amacı, kendi göreceli doğrusunu veya farklılığını çevresindekilere zorlamak değil, farklılıklar arasında aynılıkları yakalamaktır. 
İletişim becerisi, olaylara farklı açılardan bakabilme esnekliğini gerektirir. Tek açıya bağlı kalma, iletişim becerisini, iletişimsizlik becerisine dönüştürür. 
Algılanan bir olayın anlamı, olayın kendisinden çok, ona bakılan açının bir işlevidir. Örneğin, temmuz sıcağında tatile çıkan bir aile için yağmur, tatil günlerinden çalan bir hırsız olarak yorumlanabilecek iken, ekini su bekleyen çiftçi için bir kurtarıcı, olarak değerlendirilecektir. 
İletişim becerisi, kişiden, karşı karşıya kaldığı olayla ilgili, olası bakış açılarını ve tanımlamaları araştırmayı, soruşturmayı ve bütünleştirmeyi içerir. 
Bu beceriyi kazanmış birisi, kendisine yöneltilen bir uyarı, eleştiri veya şikayet karşısında, tek açı yerine, bir çok açıdan anlam verme yeteneğine sahip olabilecektir. Örneğin ona göre, eleştirel bir davranışın anlamı; 
suçlama, veya 
başkaldırı, veya 
haklı çıkma, veya 
yardımcı olma, veya 
ilişkiyi geliştirme vb. niyetleri yansıtıyor olarak görülebilecektir.

3- Geçmiş, Gerçekleşmiş İhtimaller,
Şimdi" ve Gelecek, Gerçekleşecek ihtimallerdir.  İhtimalli düşünme alışkanlığı, durumlar arası, insanlar arası, düşünceler arası farklılıklar ve henüz yaşanmamış geleceğin belirsizliği ile sağlıklı, verimli ve gerçekçi bir şekilde başedebilmek için iletişim becerisinde önemli bir yer tutan, bir başka düşünce biçimidir. 

Her şeyin belirgin olduğu durumlarda, karar vermek, plan yapmak, zamanı denetlemek ve çözüm geliştirmek son derece kolaydır. Gelecek zamana yolculuk veya insanlar arası ilişkiler dünyasına hakim olan renklilik ve farklılık ile başetme, sisli bir yolda yürümeye çok benzer. Bir yolcu otobüsünün sise girdiğini düşünelim,bu durumda kişiler çeşitli tepkiler verir. Kimisi dua etmeye başlar. Kimisi, gözlerini kapatır. Kimisi, yola ve sürücüye daha dikkatli bakmaya başlar.Burada, görülebilir alan ve görünmezlik sınırı herkes için aynıdır. Herkes için aynı olmayan, sisli yolda ilerlemeyle ilgili geliştirilen tarzdır. Geliştirilen üç tarzdan bahsedilebilir. 

Birinci tarzda, gözler hemen ayak uçlarındaki belirginliğe dikilebilir. Bu yapıldığında, görülebilir alanın en net bölümü dikkate alınıp, diğer görünebilir alanların dikkate alınmaması söz konusudur. Tabir yerindeyse burnunun ucundan başka bir yeri görmediği için, olası riskleri kestiremeyecektir. 

İkinci tarz, birincisinin tam tersidir. Bu tarzda kişi gözünü görünmezlik çizgisinin ötesine diker ve orada neler olduğunu seçmeye, anlamaya çalışır. İşte bu noktada zihin gözü devreye girer. İki gözün göremediklerini canlandırmaya başlar. Bu bağımsız ayrıcalığı ile rahatlıkla "kendi kendine gelin, güvey" olabilir. Bu tarzın temel sorunu, zihin gözünde oluşan resimlerin, bir senaryo (bir varsayım) olmalarına rağmen, gerçekte karşılaşılacak gerçekler olarak kabul edilmesidir.Bir diğer sorunda, görülebilir alan içerisindeki risklerde göz ardı edilecektir. 

Daha gerçekçi bir üçüncü tarz ise şöyle tanımlanabilir. Burnumuzun ucuyla görünmezlik çizgisi arasındaki alanın görülmesi. Bu tarzda ilerleyişte, dikkat görülebilir alanda gezineceği için, olası riskler, engeller ve sorunlar seçilebilecek, uygun tedbirler alınabilecektir. İletişim becerisinin temelini oluşturan bu üçüncü tarzda vurgulanan, görünmeyenle değil, görünebilenle ilgilenmenin önemidir. 

Görünenle değil de, görünmeyen ihtimallerle veya belirsizliklerle ilgilenmek, iletişim sürecini tıkayan, sorunlaştıran ve iletişimsizlik becerisi olarak tanımladığımız sürecin oluşmasına zemin hazırlayan belirli bazı düşünce biçimlerini gündeme getirir. Düşünce tarzlarında, çeşitli açılardan bakmayı ve çok ihtimalli düşünmeyi benimseyememiş kişilerde dikkati en çok çeken özellik, ihtimal kavramı ve gerçeğini yok saymalarıdır. 
Bu düşünce biçimleri ; 
1. "- Meli / Malı Terörü" 
2. " Doğruluk Abideliği" 
3. " Kutuplaşmış Düşünme"

Şimdi, bu düşünce tarzlarını gözden geçirelim:

-MELİ ve -MALI TERÖRÜ 
İnsanın yaşaması için oksijen teneffüs etmesi gerekir. 
Yer kürenin herhangi bir noktasından hareket eden birisinin, hiç sapmadan doğuya gitmesi halinde aynı noktaya dönmesi gerekir. 
Ölmüş birinin kalbinin çalışmaması gerekir. Örnekler arttırılabilir. Bu ifadelerin her biri bir yasa tanımıdır. İhtimallerden arınmış yasalardır. Yani, (A) olması için, (B) Olmalıdır. Bir başka seçenek yoktur. Gerçek anlamda seçeneği olmayıp da, bir mecburiyet olarak hayatımızda var olan olaylar oldukça sınırlı olmalarına rağmen, olayların çoğuna, seçeneksiz mecburiyetlermiş gözüyle ve diliyle yaklaşmak bir çok probleme sebep olur. 
Bir uç örnek alalım. Ayakkabı giymek bir zorunluluk mudur? Cevabınız evetse, çoğu kişinin yanılgısına sizde düşmüş olursunuz. Bu bir tercihtir, dilersek ayakkabı giymemeyi de tercih edebiliriz. Ayakkabı diye bir kavramın bile olmadığı bir kabile toplumunda da oksijen bir mecburiyettir. 
Görünen odur ki, insan ilişkilerimizde, temelde tercih olan davranış seçeneklerini veya eğilimlerini düşüncelerimizde rahatlıkla "yasalaştırabilmekteyiz." 
Bir kurumda yönetici olarak çalışan birisi, artık neredeyse sürekli yaşadığı öfkenin biriktirdiği gerginlikle psikolojik danışmana başvurmuş. Neden uzmana bu kadar geç başvurduğu sorulduğunda, cevabının, "Sorunları benim tek başıma halletmem gerekirdi." olması dikkat çekmiş. Görüşmenin hemen başında, belirli bir sorunun tek başına veya bir uzmanla birlikte çözme seçenekleri veya tercihlerinin, bu yöneticinin kafasında "kendisinin çözmesi gerektiği " yasasına dönüştüğü görülmüş. Görüşmenin daha sonraki bölümlerinde, bu kişinin öfkesinin temelinde, iş yerinde birlikte çalıştığı kişilerin uymalarını şart koştuğu oldukça uzun " yasalaştırılmış" tercihler listesine sahip olduğu tespit edilmiş.
Yasalaştırdığı bazı tercihlere göre, elemanlar işlerini sevmeliydi; 
lüzumsuz konuşmamalıydı (neyin lüzumlu, neyin lüzumsuz olduğu ona göre belirlenmişti) ; raporlar hatasız hazırlanmalıydı; toplantılarda aptalca önerilerde bulunulmamalıydı; 
eleman, kurumun amaçlarını kendi amaçlarıymış gibi benimsemeliydi; sorumluluk hissetmeliydi; itiraz etmemeliydi; 
pürüz çıkarmamalıydı; ukalalık etmemeliydi; -meliydi, -malıydı, -meliydi, -malıydı....... 
Öyle belli idi ki, bu yönetici kendi kafasında, dünyasının nasıl olması gerektiğiyle ilgili bir tablo çizmişti. İş ortamında bir elemanın kendisininkinden farklı olan tercihini, kendine göre, özel anayasasının bilmem kaçıncı maddesinin ihlali olarak görüyordu. Her ihlal ona göre yapılmaması ve cezalandırılması gereken bir suç ve yanlıştı... 
Bu örnekteki yönetici, daha önce sözünü ettiğimiz gibi, iki gözüyle rengarenk gördüğü, farklılıkların ve seçeneklerin temel bir olgu olduğu, insanlar arası ilişkiler dünyasını kafasında, zihin gözünde, tek renkli görüyor ve çevresindeki kişilerin bu tek renge uygun davranmalarını sağlama gibi imkansız bir amaç güdüyordu.

4- DOĞRULUK ABİDELİĞİ 
İki gözün algıladığı rengarenk dünyanın ağır bir ihlali olan -meli/-malı' lı düşünme biçiminin bir alt türüdür. Doğruluk abideliğinde, 
iki gözün gördüğü rengarenklik, zihin gözünde de, o haliyle resmedilebilir. Ancak, kişinin aslında tercihi olan bir kaç renk "doğru " olarak ilan edilir. Bu düşüncenin mantığına göre bu renklerin dışında kalan her renk yanlıştır. "Doğruluk abideliğine" kendini adamış iki insanın, iletişim niyetiyle giriştikleri ilişkinin, doğruların ve yanlışların mücadelesine dönüşmüş bir iletişimsizlik becerisi sergileyeceklerini düşünmek zor olmayacaktır. Çoğu bozulan ve biten insan ilişkisinin temelinde işte bu beceri yatar. 
Yani kişilerin karşılıklı olarak, aslında kişisel bir tercih olmaktan öteye gitmeyen isteklerini, bir doğruymuşçasına ısrarlı savunuculuğunu yaparak farklılıklara kendilerini kapatmış olmaları, ilişkilerin kuruyup yok olmalarına neden olan en önemli gerekçedir.

KUTUPLAŞMIŞ DÜŞÜNME 
Bu düşünce tarzı, dilimizde, "olaylara siyah-beyaz bakma" olarak zaten yer etmiştir. Daha önceki tariflere göre tanımlarsak, iki gözümüzün insanlar arası ilişkilerde algıladığı rengarenkliğin zihin gözünde siyah-beyaz dışındaki tüm renklerden arındırılmasıdır. Dolayısıyla, olaylarla ilgili değerlendirmeler, "ya hep, ya hiç" veya "ya böyledir ya şöyle" gibi kutuplar arası bir düşünme tarzına mahkûm edilmiştir. 
"Bu iş ya böyle yapılır, ya da hiç yapılmaz", 
"Bu konuda ya beni desteklersin, ya da karşı tarafa geçersin ", 
"Bu işin ortası yoktur", 
"Hata yaptığın an gözümden düşersin", 
türü ifadeler, kutuplaşmış düşünme tarzının insanlararası farklılıkların hâkim olduğu bir dünyaya yaklaşımdaki acımasızlığı ve gerçekçilikten uzaklaşmışlığı açıkça sergilemektedir. Farklılıklar dünyasında, kutuplar arasında yapılan böylesi katı ve dar açılı bir yolculuğun her hangi bir ilişkide yaratacağı sürtüşmeleri ve çatışmaları düşünmek her halde zor değildir. İnsanın fıtratında olan güdülerin başında, hayata belirginlik kazandırma çabası gelir. 
Neyi ne zaman yapmalı veya yapmamalıyız ? 
Kim bizi seviyor, kim sevmiyor ? 
Kim bize benzer veya benzemez ? 
Kime güvenmeli, kime güvenmemeli?
 
Öğretmen benim hakkımda ne düşünüyor ? 
Bu liste alabildiğine uzayabilir. Her bir soru, hayatımızda belirginlik arayışlarımızın bir ifadesidir. Kuşkusuz hayat, belirsizlikler ve ihtimaller karşısında, belirli seçenekler karşısında kararlar vererek ilerleme becerisidir. Ancak bazılarımız, bu beceriyi sisin görünmeyen yerlerinde de kullanmaya kadar götürerek, hayatı, sadece hayalimizde resmedildiği haliyle yaşama eğilimi gösteriyoruz. Temeli varsayıma dayalı bir düşünce tarzı, maalesef, zaman içinde bazılarımıza " gerçekte var olan doğrularmış" gibi gelebilmektedir. 
Örneğin iş veriminin (başarının) düşük olduğu bir ortamda sadece olası seçeneklerden bir tanesi olan, "öğrencilerin derse çalışmadığı, bu yüzden kırık not almaları gerektiği", kafamızda net bir doğru olmuş ise bunun dışındaki seçeneklere kapanacağız. 
Çünkü herhangi başka bir seçeneğin, böyle bir sorun karşısında belirsizlik yaratabileceğinden korkmaya başlayacağız. Belirsizlikle uğraşma yerine, dünyayı, kafamızdaki varsayımsal belirginliği koruma adına (Öğrenci kırık not almışsa, öğrenci dersine çalışmamıştır.) kendi eksenimiz etrafında dönmeye zorlayacağız 
İşte -meli'li, doğruluk abideliği ve kutuplaşmış düşünce tarzları, belirsizlik karşısında duyusal doğal veya içgüdüsel bir rahatsızlığı, abartarak tahammülü zor bir düzeye çıkardıktan sonra, sadece kendi kafamızda ve hayalimizde sağladığımız yapay bir belirginlikle giderme alışkanlığının en somut belirtileridir.

4- "Yapanı " Değil, "Yapılanı" Değerlendirme 
Gerçekçi iletişim becerisinin temelinde yatan önemli bir başka düşünce biçimi, iletişim sürecinde değerlendirme ve kıyaslamanın ilgi odağı, bireyin "tüm varoluşuna veya kişiliğine" değil, bu varoluşun kesitlerine, yani özelliklerine, becerilerine ve davranışlarına yönlendirir. 
Başlıktada özetlendiği gibi, bireyin kişiliği değil, ortaya koyduğu " performans veya davranışın " değerlendirilmesi asıl odak noktasını oluşturur. 
Örnek olarak, bir öğrenci verilen ödevlerden 5'inde başarılı, 5'inde başarısız. Bu öğrenci başarılı bir öğrenci mi? başarısız bir öğrenci mi? 

Burada öğrenciyi değil de yaptığı işi değerlendirirsek, bu sorun ortadan kalkar. 
Cevabımız şu olur/olmalıdır:-Öğrencinin yaptığı 5 iş başarılı, 5 iş ise başarısız.


Facebook'da Bizi Takip Edin! Twitter'da Bizi Takip Edin! Ziyaretçi Defterimizi Okuyun! Ziyaretçi Defterimize Yazın! 100.YIL' Mail Gönderin!